Türkiye’nin Son Dönem Uyguladığı Orta Doğu Politikası

11 Eylül 2001 tarihinde Dünya Ticaret Merkezi ve Pentagon’a yapılan saldırılardan sonra ABD’nin Ortadoğu’ya yönelik söylemleri, Ankara’nın bölgeye yönelik endişelerini arttırmıştır. Türkiye bundan sonra geleneksel olarak sürdürdüğü ‘Ortadoğu sorunlarından uzak durma’ yaklaşımı an itibariyle değiştirmek zorunda kalmıştır. 2000’li tarihlerden bu yana sıralacağım maddelerin meydana gelmesi Ankara’nın Orta Doğu’ya yönelmesine sebebiyet verdi. 

  1. Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye yönelik iki yüzlü politikalarından dolayı, Türkiye’nin AB üyelik sürecinin umduğu gibi devam etmemesi 
  2. 2003’te ABD’nin Irak’a silahlı kuvvet kullanması sonucu Ankara-Washington hattında güven problemi. 
  3. Irak’ın ABD tarafından işgaliyle Mısır ve Suudi Arabistan’ın bölgede önemli derecede itibar kaybı yaşamaları sonucu bölgede boşluk oluşması. 
  4. İsrail-Filistin sorununun alevlenmesi ve böylesine sorunlu ortamda İran’ın yeni bir aktör olarak belirmesi 
  5. İsrail’in yürüttüğü bölge politikaları sebebiyle Arap yönetimlerce dışlanması ve Türkiye’nin de bu konuda eleştirel tavrı. 
  6. Ayrıca Arap yönetimlerce bölgede yaşanan sorunlar karşısında negatif kalmaları sonucu ciddi itibar kaybetmeleri. 
  7. Saydığım sebeplerin yanısıra Türkiye’yi bölgeye sürükleyen en önemli faktör sadece güvenlik merkezli değil aynı zamanda ekonomik ve kültürel bir bakış açısını da ortaya koyuyor. 

Türkiye’nin Orta Doğu politikasında zamanla işbirliği, entegrasyon, gelişme, ortaklık ve dayanışma gibi kavramlara ağırlık verilmiştir. Ankara’nın Orta Doğu’ya yönelik politikasının söylemleri dışında uyguladığı eylemleriyle bölge halkların gönlünü kazanmış görünmektedir. Arapların kendi aralarındaki sorunların çözümünün kilit ismi olmuştur. 

Ankara yeni Orta Doğu politikasını yürürlüğe koyarken ABD ve Batı’nın tepkilerini de göz ardı etmeyerek, fırsatçılık yapmayarak Suriye’nin yanında yer almıştır. Doğal olarak taraflar arasında güven bağı oluşmuş, Suriye’yi Türkiye’nin Orta Doğu’ya açılan kapısı konumuna getirmiştir. Yanı sıra Türkiye birazdan ekleyeceğim maddelerde de yer alarak kendinden söz ettirmiştir. 

Örneğin; 

-İsrail-Suriye arasındaki barışın yeniden tesis edilmesi müzakerelerinde arabuluculuğu üstlenmesi, 

-İran konusunda diplomasiye yön veren duruşu,

-Suriye’yi ulusal ve bölgesel işbirliği açısından sisteme katma çabası,

-Başta petrol olmak üzere çeşitli alanlarda birliktelik sağlama ortamı hazırlanması,

-Irak-Suriye’de yaşanan olayları dindirme çabası,

-Afganistan-Pakistan gerilmeleri sonucu oluşan sorunların çözümüne katkı.

Yazdığım maddeler (katkılar) baz alındığında, Türkiye’nin bölgeye yönelik uyguladığı diplomasisi, son derece pozitif bir etki yaratmıştır. Bundan böyle Türkiye oyun kurucu ve güvenlik üreten ülke konumuna yerleşti demekle yanlış bir şey söylemiş olmayız. 

Ayrıca Türkiye’nin bölgeye yönelik politikalarında terör örgütü PKK ile mücadelesi önemli sebeplerden biriydi. Soğuk Savaşın bitmesiyle Sovyetler Birliği, Türkiye için tehdit olmaktan çıkmanın yanısıra kayda değer ticari ortağı olmuştur. Aslında Batı ile hareket etmenin Ankara’ya kayda değer bir katkısı olmamıştır (terör örgütü PKK anlamında). Her ne kadar Türkiye bölgede etkinliğini koruduğu sürece Orta Doğu açısından refah ve istikrarın olması kaçınılmazdır. 

Şimdi Türkiye’nin bölgeye uyguladığı politikaların derinine indiğimiz takdirde son dönemlerde Ak Parti’nin ağırlığından bahsetmez isek eksik bilgi vermiş oluruz. Parti ve hükümet programlarında Orta Doğu ile ilgili öne çıkan vurgu bölgedeki süregelen çatışmaların durdurulması yönünde olmuştur. Parti programında geçen ifadeler aslında durumun gidişatına da ışık olmuştur. ‘Partimiz, Türkiye’nin İslam Ülkeleri’yle ilişkilerine özel bir önem vermektedir. Bu nedenle, bir yandan bu ülkelerle ikili işbirliğimizin artırılması, öte yandan İslam Konferansı Örgütü’nün (İKÖ), uluslararası alanda daha saygın yer edinebilmesi ve inisiyatif alabilen dinamik bir yapıya kavuşturulması için çaba sarfedecektir. Yine bu bağlamda, başkanlığını Sayın Cumhurbaşkanımızın yaptığı İKÖ, Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesi’nin (İSEDAK) faaliyetlerine daha somut içerik kazandırmaya çalışacaktır.” (AK Parti Programı, t.y.). 

Son olarak, Türkiye’nin 2019-2020 Ortadoğu politikası aynı zamanda kritik bir süreç olarak izah edilebilir. Zira önümüzdeki kısa vadeyi birçok şekilde belirleyecek bir süreç olacak muhtemelen. Suriye konusu bölgedeki en derin fay hattı ve bu hat üzerinde Türkiye’nin kazanımlarının arttırması, bölgede uygulanan Zeytin Dalı Harekatı, Fırat Kalkanı, Barış Pınarı Operasyonu ve Pençe Harekatı bununla birlikte bölgesel caydırıcılık ve iş birliği imkanlarının ileride daha etkin olacağı manasına işarettir. Dolayısıyla 2020’nin dış politikada Ortadoğu özelinde kazanım yılı olması şaşırtıcı olmayacaktır. 

ÖMER FARUK AKINCI


KAYNAKÇA 
AK Parti Programı. (t.y.). Dış politika. http://www.akparti.org.tr/site/akparti/parti-programi SÖZMEZOĞLU, F. (2016) ‘Son On Yıllarda Türk Dış Politikası’ Der Yayınları, ss. 139-208 ŞAKAR, O. (2016) ‘1990-2000 YILLARI ARASINDA TÜRKİYE’NİN ORTADOĞU POLİTİKASI VE ABD’NİN ROLÜ’ ‘docs.neu.edu.tr‘ Özdal, H., Dinçer, O. B., Yeğin, M. (2009). Mülakatlarla Türk dış politikası. Ankara: USAK Yayınları. Şahin, M. (t.y.) ‘TÜRKİYE’NİN ORTA DOĞU POLİTİKASI: SÜREKLİLİK VE DEĞİŞİM’ ‘akademikortadogu.com